Muhteşem Ged
Atuan Mezarları’nın sonuna geldim, en sonunda. Le Guin’in kitaplarını okurken son beş altı sayfayı okumayı her zaman bir iki gün erteliyorum. Güzel bir yemekten sonra tatlı niyetine, yemeğin tadı ağzımda biraz daha kalsın diye. Bazı kitaplara başlamadan önce dayanamayıp, onun hakkında yazılmış çizilmişlere bakıyorum. Atuan Mezarları’nın, Yerdeniz beşlemesinin en etkileyici kitabı olduğunu söylüyor/yazıyor okuyanlar. Bu yüzden de onu okumayı iple çekiyordum
Bu türden ön araştırmalar, aslında kitabın ilk sayfasını açtığınızda, aklınızın sayfasının beyaz olmaması demek. Önyargı mertebesine ulaşmamış olsa da, bir çeşit beklenti yaratıyor; “Şimdi beşlemenin en can alıcı kitabına başlıyorum” diye düşünebiliyorsunuz, aklınızın arka planından. Kitabı okurken kendimi pek de etkilenmiş hissetmedim.Yazar diğer kitaplarındaki gibi beklenmedik yerlerde kullandığı bana çok bilgece ve çok zekice gelen, o ani ve sarsıntılı cümlelerini, bu kitapta pek da kullanmamıştı. Ancak şimdi diyebilirim ki bu da hayat boyu unutmayacağım kitaplardan biri. Her ne kadar Mülksüzler gibi tekrar tekrar okuduklarım kadar olmasa da etkileyici.
Cinselliğe, özgürlüğün seçimine, mezarlara, labirentlere dair söylenecekleri, yazarın metaforları bir güzel demişler zaten. Ben, benim kitapta bulduğum Ged’e dair bir şeyler demek istedim. Ged beni üçlemenin bu kitabındaki haliyle, ki buna “mezarlardan çıkış hali” diyebilirim, beni bir hayli etkiledi.
Ondan bu denli etkilenmem,karanlıkta ama kapkaranlıkta dahi kadının ışığını görebilmesinden, kadının tabularını yıkabilmesinden, ona olan sarsılmaz güveni, hayran bırakan gücü ve yaşanmışlığını aşan bilgeliğindendir. Sanırım Ged bu kitapta bana biraz tanıdık geldi, ya da ben “tanıdık” gelmesini istedim. Hatta okurken fark ettim ki, Ged’in söylediklerini ben o “tanıdığın” ağzından dinliyorum, onun sesi geliyor kulağıma. Burada geçen “tanıdık” kişi elbette geçmişten ve elbette buruk.Buruk olmasa, göğsü gere gere “sevgili” olarak yazılırdı. Bu tanıdık, cinsellikte yapılmış bir keşif. Ve elbette her keşif ansiklopedilere geçmese bile önemlidir. Buruk da olsa keşif keşiftir.
Yine de elbette ki Ged, o tanıdıktan daha kocaman. Onun, mezarların çöküşünü engelleyen kocaman güçleri, belki bir o kadar kocaman elleri, Arha’nın içini – ismini bilecek bilgeliği, ışığını görebilecek ön görüsü, Ruhsuzlara(isimsizlere) direnecek sapasağlam bir iradesi var. Ama yine de insan. Sırf bu yüzden geriye kalan son birkaç sayfada hayal kırıklığına uğrayabilir, Ged’den beklenmedik hareketler okuyabilirim. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi. LeGuin’in kitaplarındaki hiçbir kurgu, hiçbir karakter mükemmel değildir. Yazar hiç ütopya yazmamış bence. Kendini, beni, Ged’i, yakın arkadaşımı, onun arkadaşını, ve onun da arkadaşını yazmış. Sadece hepimizi mekanlarımızdan alıp başka mekanlara koymuş. Biz kendimizi, mekandaki kanepeden, masadan kurtarıp, maldan mülkden kurtarıp daha iyi görebilelim diye. Bizi çırılçıplak yazmış. Belki bu yüzden, yarattığı karakterlerin isimleri, benim gibi unutkan birinin aklından dahi öylesine geçip gidemiyor. Yer ediyor ve kalıyorlar.
Yazarın kendisi de diyor ki, “karakterlerin isimleri okunduktan bir ay, altı ay belki seneler sonra bile hatırlanabiliyorsa, kitap iyi yazılmıştır.” Kendi isimlerinin okurlarında yer ettiğini kendi biliyor bence, iyi yazdığını bildiği gibi.
Başta söylediğim gibi, LeGuin kitapları hiç bitmesinler isterim hep, Shevek’ten (Mülksüzler) ayrılmayı hiç istememiştim mesela. Oysa, Atuan Mezarları bir an önce bitsin istedim, bir an önce okunsun ve bitsin… Mezarlardan, karanlıktan ve Ged’in aklıma getirip durduğu tanıdıklıktan ve işin aslı onun özleminden bir an önce kurtulayım istedim.Ged bir kadının, cinsel tabularına meydan okumaktan korkmayacak bir kadının, hayalindeki kişi. Onun ete kemiğe bürünmüş hali. Yine de o kadar güzel düşünmüş ki yazar; o bir büyücü. Hem de öyle güçlü ki, İstesem, gökteki yıldızları yere, ayaklarımın altına serip, ardından da bunun işe yaramaz bir gözbağı olduğunu söyleyebilecek kadar mert bir büyücü. “İstersen yıldızların arasında beraber gezinelim, ama buna gerek de yok aslında” der. Ged, aşkın beyin hoplatan tüm çelişkileri; gökyüzünden yere inememe ve aynı anda yerden ayak kaldıramama halleri. Aslında Ged aşık olmuyor kitapta. Ben onda aşkı buluyorum, kendimce. Tıpkı ve aynı gerçek hayatta olduğu gibi, aşık olmayan birinde aşkı buluyorum. Şimdi kitabın bitimine beş altı sayfa kala, yine tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, Ged’in de aşık olmasını umuyorum. Bir yandan da onun aşık olmayacağından eminim, o kendi yolundan hiç ayrılmayacak, yine tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi…
Atuan Mezarları’nın sonuna geldim, en sonunda. Le Guin’in kitaplarını okurken son beş altı sayfayı okumayı her zaman bir iki gün erteliyorum. Güzel bir yemekten sonra tatlı niyetine, yemeğin tadı ağzımda biraz daha kalsın diye. Bazı kitaplara başlamadan önce dayanamayıp, onun hakkında yazılmış çizilmişlere bakıyorum. Atuan Mezarları’nın, Yerdeniz beşlemesinin en etkileyici kitabı olduğunu söylüyor/yazıyor okuyanlar. Bu yüzden de onu okumayı iple çekiyordum
Bu türden ön araştırmalar, aslında kitabın ilk sayfasını açtığınızda, aklınızın sayfasının beyaz olmaması demek. Önyargı mertebesine ulaşmamış olsa da, bir çeşit beklenti yaratıyor; “Şimdi beşlemenin en can alıcı kitabına başlıyorum” diye düşünebiliyorsunuz, aklınızın arka planından. Kitabı okurken kendimi pek de etkilenmiş hissetmedim.Yazar diğer kitaplarındaki gibi beklenmedik yerlerde kullandığı bana çok bilgece ve çok zekice gelen, o ani ve sarsıntılı cümlelerini, bu kitapta pek da kullanmamıştı. Ancak şimdi diyebilirim ki bu da hayat boyu unutmayacağım kitaplardan biri. Her ne kadar Mülksüzler gibi tekrar tekrar okuduklarım kadar olmasa da etkileyici.
Cinselliğe, özgürlüğün seçimine, mezarlara, labirentlere dair söylenecekleri, yazarın metaforları bir güzel demişler zaten. Ben, benim kitapta bulduğum Ged’e dair bir şeyler demek istedim. Ged beni üçlemenin bu kitabındaki haliyle, ki buna “mezarlardan çıkış hali” diyebilirim, beni bir hayli etkiledi.
Ondan bu denli etkilenmem,karanlıkta ama kapkaranlıkta dahi kadının ışığını görebilmesinden, kadının tabularını yıkabilmesinden, ona olan sarsılmaz güveni, hayran bırakan gücü ve yaşanmışlığını aşan bilgeliğindendir. Sanırım Ged bu kitapta bana biraz tanıdık geldi, ya da ben “tanıdık” gelmesini istedim. Hatta okurken fark ettim ki, Ged’in söylediklerini ben o “tanıdığın” ağzından dinliyorum, onun sesi geliyor kulağıma. Burada geçen “tanıdık” kişi elbette geçmişten ve elbette buruk.Buruk olmasa, göğsü gere gere “sevgili” olarak yazılırdı. Bu tanıdık, cinsellikte yapılmış bir keşif. Ve elbette her keşif ansiklopedilere geçmese bile önemlidir. Buruk da olsa keşif keşiftir.
Yine de elbette ki Ged, o tanıdıktan daha kocaman. Onun, mezarların çöküşünü engelleyen kocaman güçleri, belki bir o kadar kocaman elleri, Arha’nın içini – ismini bilecek bilgeliği, ışığını görebilecek ön görüsü, Ruhsuzlara(isimsizlere) direnecek sapasağlam bir iradesi var. Ama yine de insan. Sırf bu yüzden geriye kalan son birkaç sayfada hayal kırıklığına uğrayabilir, Ged’den beklenmedik hareketler okuyabilirim. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi. LeGuin’in kitaplarındaki hiçbir kurgu, hiçbir karakter mükemmel değildir. Yazar hiç ütopya yazmamış bence. Kendini, beni, Ged’i, yakın arkadaşımı, onun arkadaşını, ve onun da arkadaşını yazmış. Sadece hepimizi mekanlarımızdan alıp başka mekanlara koymuş. Biz kendimizi, mekandaki kanepeden, masadan kurtarıp, maldan mülkden kurtarıp daha iyi görebilelim diye. Bizi çırılçıplak yazmış. Belki bu yüzden, yarattığı karakterlerin isimleri, benim gibi unutkan birinin aklından dahi öylesine geçip gidemiyor. Yer ediyor ve kalıyorlar.
Yazarın kendisi de diyor ki, “karakterlerin isimleri okunduktan bir ay, altı ay belki seneler sonra bile hatırlanabiliyorsa, kitap iyi yazılmıştır.” Kendi isimlerinin okurlarında yer ettiğini kendi biliyor bence, iyi yazdığını bildiği gibi.
Başta söylediğim gibi, LeGuin kitapları hiç bitmesinler isterim hep, Shevek’ten (Mülksüzler) ayrılmayı hiç istememiştim mesela. Oysa, Atuan Mezarları bir an önce bitsin istedim, bir an önce okunsun ve bitsin… Mezarlardan, karanlıktan ve Ged’in aklıma getirip durduğu tanıdıklıktan ve işin aslı onun özleminden bir an önce kurtulayım istedim.Ged bir kadının, cinsel tabularına meydan okumaktan korkmayacak bir kadının, hayalindeki kişi. Onun ete kemiğe bürünmüş hali. Yine de o kadar güzel düşünmüş ki yazar; o bir büyücü. Hem de öyle güçlü ki, İstesem, gökteki yıldızları yere, ayaklarımın altına serip, ardından da bunun işe yaramaz bir gözbağı olduğunu söyleyebilecek kadar mert bir büyücü. “İstersen yıldızların arasında beraber gezinelim, ama buna gerek de yok aslında” der. Ged, aşkın beyin hoplatan tüm çelişkileri; gökyüzünden yere inememe ve aynı anda yerden ayak kaldıramama halleri. Aslında Ged aşık olmuyor kitapta. Ben onda aşkı buluyorum, kendimce. Tıpkı ve aynı gerçek hayatta olduğu gibi, aşık olmayan birinde aşkı buluyorum. Şimdi kitabın bitimine beş altı sayfa kala, yine tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, Ged’in de aşık olmasını umuyorum. Bir yandan da onun aşık olmayacağından eminim, o kendi yolundan hiç ayrılmayacak, yine tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi…